• https://www.facebook.com/bsgmedya@hotmail.com
  • https://www.twitter.com/bsgmedya@hotmail.com
Nihat KARALAR
bsgmedya@hotmail.com
LA FANTONE MASALLARI VE ŞAM'DA KAYSI’
31/01/2016

Ve acısıyla tatlısıyla bir yılı daha uğurlamış bulunuyoruz.

Tıpkı bir yıl önce 2015 yılına dediğimiz gibi yeni bir yıla daha merhaba diyoruz.

2016 yılının ilk günlerindeyiz..

Yazımıza karamsarlıktan uzak, umut yüklü cümlelerle başlamak, yüreklere su serpen içinde sevgi ve gülücük olan cümleler kurmak, barış, kardeşlik, sevgi sözcükleri saçmak, çocuklar gibi şen şakrak bir edayla, herşeye  önyargısız bakmak istiyoruz..

En azından yılın şu ilk günlerinde..   

Ama olmuyor/olamıyor/olacak gibi gözükmüyor..

Çünkü çok sıkıntılı bir yıl geçirdik..

Anlayacağınız komşunun evinde başlayan yangının kıvılcımları bizim eve de sıçradı..

Neyse herşeyi bir yana bırakıp, bundan iyisi Şam’da kaysı! (Hoş.. 4.5 yıldır Şam yanıyor.. Şam yakılıyor) diyerek, yazımıza başlayalım:

LA FANTONE MASALLARI

La Fantone masallarını, genelde birçoğumuz şöyle veya böyle duymuş, hatta birçok kez dinleme olanağı da bulmuşuzdur.

Sizi bilmem ama, La Fantone masalları bana çok ilginç gelir.

Daha doğrusu günlük konuşmalarımızda sık sık onların adlarını anmak zorunda kalırız.

Toplumdaki birçok çarpıklık, düzensizlik ve doğru gitmeyen işlere gönderme mi yapacağız, hemen hayvanlar âlemine dalarız.

Ve çoğu kez, o an içinde bulunduğumuz ya da karşılaştığımız bir olumsuzluğa tepkimizi bir hayvan (daha doğrusu kahraman) aracılığıyla gösteririz.

Hayvanların, dünya edebiyatında da oldukça önemli bir yeri olduğu bilinir.

La Fantone masalları da bunlardan en çarpıcı ve ünlü olanıdır.

Genelde bu masallarda; kurnaz bir tilki ile bir kedinin ya da köpeğin hikâyesi anlatılır.

Kurtla kuzu arasındaki dillere destan diyalog da en bilinenlerdendir.

 ‘Erken öten horozun başını keserler’ ya da ‘horozu çok olan köyde sabah zor olur’ en sık kullanılanların başında gelmektedir.

Birincisi; yani ‘Erken öten horozun başını keserler’ olanı, bir tür içinde tehdidi taşınırken, aba altında sopa göstermeyi gizliden gizliye beyin hücrelerinin derinliklerine enjekte eder.

Daha fazla tercümesine gerek yoktur!

Çünkü bu deyişi, karşılaştığımız birçok olayda sık sık kullanırız.

Örneğin; bulunduğu ortamı ya da herhangi bir olayı sık sık eleştiren bir kişinin başına bir şey gelmiş, bu davranışından dolayı bir tepki ile karşılaşmışsa, duyduğumuzda söyleyeceğimiz ilk cümle; “Erken öten horozun başını keserler” olur.

Hayvan âlemindeki yolculuğumuzu sürdürdüğümüzde; günlük hayatta bu âlemdeki canlıların ismini bilerek ya da bilmeyerek sık sık kullandığımıza tanık oluruz.

BAZEN DE BAŞIMIZA İŞLER AÇARLAR!

Genelde toplum olarak; konuşmalarımızda hayvanların isimlerini telaffuz etmeyi severiz.

Zaman zaman da bu nedenle gerek dostlarımızla, gerekse tanımadığımız kişilerle aramızda bazı tatsız olaylar olur.

Örneğin; herhangi bir sohbet sırasında; karşınızdaki kişiye ‘aslan’ diye hitap edersiniz, herhangi bir tepki görmezken, aynı kişiye ‘ayı ya da eşek’ gibi hayvanların ismi ile hitap ettiğiniz de ortalık bir anda toz-duman olabilir.

Bazen de hiç yokken, bilmem neye hakaret ettiğiniz iddiasıyla mahkeme kapılarında da ömür tüketebilirsiniz.

 (Genelde bizim meslekte, bu yaratıkların isminin telaffuz edilmesinden dolayı çok sıkıntı çekilmiştir. Durup dururken, bir de sıkıntıda biz vermeyelim.

N’olur n’olmaz birisi nem kapıp, bir yerlere jurnalleyebilir.)

Çünkü toplum olarak kör olsun; birden bire celallenme gibi pis bir huyumuz vardır da. Bazen istemeye istemeye kaş yaparken, göz çıkarıveririz.

HAYVANLAR ALEMİNDEN SÖZ ETMEK!

Memlekette o kadar çok sorun var iken, hayvanlar âleminden söz etmek de neyin nesi” dediğinizi duyar gibiyim.

Haklısınız da.

Bugün bu nedenle işlenen cinayetler, bozulan dostluklar, hatta birbiriyle mahkemelik olan insanların sayısı nerelerde seyrediyor, hiç düşündünüz mü?

Bir de bunun acı sonuçları var ki, yürekleri burkuyor.

Ölen ölüyor, öldüren cezaevini boyluyor!

 Ölenin geri kalan eş ve çocukları ise bin bir türlü sıkıntının içersinde bir yaprak gibi oradan oraya savruluyor.

Bu toplumsal bir gerçek ya da yok sayamayacağımız bir sorunumuz değil mi?

Yine de siz siz olun, günlük konuşmalarınızda pek o âleme dalıp da, sürekli başına iş açan o yaratıkların ismini kullanmayın!

N’OLUR N’OLMAZ, ÇÜNKÜ BURASI TÜRKİYE!

(Gerçi bu deyim de son günlerde çok kullanılmaya başlandı) başınıza iş açabilirsiniz.

Şunun şurasında ailesinin nafakasını çıkarabilmek için, kılı kırk yararken, bir de böyle hayvani işlerle uğraşıp da, ağrıyan başınıza bir ağrı daha vermeyin.

Aslında bugün, ‘horozu çok olan köyde, sabahın neden geç olduğunu’ yazacaktık.

Girdiğimiz hayvanlar âleminden bir türlü çıkamadığımız için; horoz da kaldı, sabahı geç olan köy de kaldı.

Neyse, elin horozu ile sabahı geç olan köyün derdi de bizi mi aldı!

Şunun şurasında bak gül gibi geçinip giderken, elin horozu ile uğraşıp da birilerinin ‘sırf kendi egolarını tatmin etmek için’  onun bunun işine karışma ukalalıklarıyla mı uğraşacağız.

-Gördüğünüz gibi; memlekette işler tıkır tıkır gitmekte!

 -Ekonomimizdeki büyüme oranları, cümle alemi rahatsız etmekte!

-Komşu ülkelerle ilişkiler ise her geçen gün olumlu yönde gelişmekte!

-IŞİD denen felakete rağmen, sınır boylarımızda en ufak olumsuz bir olay görülmemekte!

-Devletin zirvesindekiler ise ‘Yeni Türkiye Projeleri’ni hayata geçirmek için yoğun bir tempo ile çalışmaktadırlar..

-Yerel ölçekte ise; ufak birkaç soruna rağmen Merkezi Yönetim ile büyük uyum içersinde çalışan belediye başkanlarımız, daire müdürlerimiz yoğun tempoda daha yaşanılır bir Çorum yaratmak için gece-gündüz uğraşmaktadırlar.

-İktidara mensup vekillerimiz ise, adeta Çorum’un en ufak sorununda yerel yöneticilere yardımcı olmak için ellerinden gayreti göstermektedirler..

-Yerel medyamız da gece-gündüz demeden tüm bu gelişmeleri hızlı bir şekilde sizlere aktarabilmek için büyük bir fedakârlık içersinde görevlerini yerine getirmektedir.

Vatandaşlarımıza hizmetler elbette bunlarla sınırlı olmayıp, bir de kültürel boyutu var ki, değme gitsin!

 -TV’ler televoleler, magazin foroverler, bilmem daha neler neler ile olup biteni evinize kadar getirmekte, TRT başta olmak üzere, özel radyolarımız da birbirinden kıvrak oyun havaları ile bize yaşamı sevdirebilmek için çırpınmaktalar!

Böyle bir memlekette; öyle abuk sabuk şeyler uğraşmanın alemi var mı?

Siz yine de bunlara kafayı takmayın.!

Hele bir de kışlık ihtiyaçlarınızı temin ettiyseniz (nerdee sesleri yükselir gibi, ama olsun-bu bizim alışılmış tavrımızdır) hayatın tadını çıkarmaya çalışın!

Ne demişler; bundan iyisi Şam’da kayısı!

Gerçi birkaç yıldır, Şam’da havalar parçalı bulutlu seyrediyor seyretmesine de, orası bizleri pek ilgilendirmez deyip geçebilirsiniz.

Sözü fazla uzatmadan, konuyu da fazla dağıtmadan yazımızı; hayatın tüm güzelliğine rağmen  giderek acımasızlaştığı, tüm renklerin kirlendiği bu dünyada hayvanlar aleminde dolaşmayalım da ne yapalım diyerek noktalayalım.

 



702 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DEĞİŞİME DİRENEN(LER) HEP KAYBEDER! - 13/06/2017
Sizce değişim nedir? Değişim denilince, aklınıza bulunduğunuz durumdan farklı bir konuma yönelmek mi , yoksa başka bir deyimle 360 derece değişmek mi gelir.
TÜRKİYE'DE AYDIN OLMAK ve UĞUR MUMCU - 22/01/2017
Türkiye’de aydın olmak, hele de yazar olmak.. Daha doğrusu düşünüyor olmak çok zor ve tehlikelidir.. Hele de son günlerde nasıl zor olduğu daha net görüldü..
‘NESLİ TÜKENMİŞ KELAYNAK KUŞLARI’ GİBİYİZ! - 08/01/2017
Hasbelkader yerel ölçekte yazmaya çalışan bizim gibi yazar taifesi (onca yazarın çizerin bol olduğu bir kentte bizi de yazar takımına dahil ederlerse) olarak, doluya boşa yazarız.
YİNE FACİA..YİNE ACI VE GÖZYAŞI! - 01/12/2016
Hani bizim camiada yazı karalayanlar arasında bir genel anlayış vardır:
‘SÜTTEN ÇIKMIŞ AK KAŞIK’ DEĞİLİZ, HİÇ BİRİMİZ! - 17/11/2016
Sizce, insan kendi kendini aldatabilir mi? Zaman zaman kendi iç dünyamda bir yolculuğa çıkar, adeta kendimi bir savcı titizliğiyle sorgulamaya, yargılamaya çalışır ve kendime hep bu soruyu sorarım.
HAYATIMIZ OLDU TELE-VOLE! - 16/11/2016
Son yıllarda özellikle de özel televizyonların hayatımıza girmesiyle birlikte adeta ‘televole toplumu’ olduğumuz gerçeğini görmezden gelemeyiz.
SAHİ, HAYATIN RENGİ VAR MIDIR? - 15/11/2016
Neyse konuyu iyice dağıtmadan, saadete yani asıl konumuza gelelim. Biliyorum, havaların hayli soğuyacağı ve giderek de çekilmez bir hal alan şu günlerde böyle sıkıcı konular da çekilmez ya!..
36 YILDÖNÜMÜNDE BİR '12 EYLÜL' ANISI... - 12/09/2016
36 YILDÖNÜMÜNDE BİR 12 EYLÜL ANISI... Bugün 12 Eylül.. Binlerce yurdum insanının zindanlara doldurulduğu, onlarca hatta yüzlerce insanımızın işkencelerle öldürüldüğü, henüz 17 yaşında olan Erdal Eren’in yaşı büyütülerek darağacına çekildiği,...
ORTADOĞU'DA KUYUYA TAŞI KİM ATMIŞTI? - 10/07/2016
Son günlerde sınır komşumuz, (hoş, iktidarın dış politikası sonucu ortada komşumuz diyebileceğimiz bir ülkede kalmadı ya) Suriye ve Irak’taki sıcak gelişmeler nedeniyle hızla büyük bir karamsarlık dehlizine doğru sürüklendik/sürükleniyoruz.
 Devamı