• https://www.facebook.com/bsgmedya@hotmail.com
  • https://www.twitter.com/bsgmedya@hotmail.com
Nihat KARALAR
bsgmedya@hotmail.com
HERKESİN BİR RÜYASI VAR!
31/01/2016


KİM BAŞKANLIK,
KİMİ DE REİSİN UÇAĞINA BİNME RÜYASINA YATIYOR!

GÜNÜN SÖZÜ: Bir ülkede yalakalığın getirisi, dürüstlüğün getirisinden fazla ise o ülke batar. (Montesguiev)

***

HAFTANIN RÜYASI: ÖLMEDEN ÖNCE:

Herkesin bir rüyası, düşü, hayali vardır.

Kimi kariyer yapmak, kimi iş bulup insanca bir yaşam sürmek..

Kimi de mebus olup, memlekete millete hizmet vermek gibi..

Neyse lafı uzatmadan bazı  rüyaların listesine göz atalım:

Öcalan’ın, “Ölmeden barışı görmek istediği” öne sürüldü. 

Diğer bazı isimlerin de ölmeden önce görmek istedikleri şeyler ise şöyle:

Erdoğan: Başkanlık.

Kılıçdaroğlu-Bahçeli: İktidar.

Davutoğlu: Esad’ın kellesi.

Arınç: Saidi Nursi’nin kayıp mezarı.

Gülen: Türkiye’ye dönmek.

Yandaş köşe yazarı: Başbakan’ın uçağına binmek.

Asgari ücretli: Pirzola.. (Basından)

 ***

 ‘HERKESİN BİR RÜYASI VARDIR’ DERLER!

Son günlerde yaşananlarla benliğimiz, kimliğimiz ve daha önemlisi de hafızamız darmadağın oldu.

Ve daha da olacağı geride!

Kimin eli, kimin cebindeymiş de yeni yeni haberimiz oluyor.

Aslında haberimiz vardı da, duyarsızlığımız, vurdumduymazlığımız, adamsendeciliğimiz ve‘bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’ kaçamaklığımız sonucu görmemezlikten geldiğimiz için pek ayırdına varamadığımızı söyleyebiliriz.

Ve geldiğimiz noktada; bugün benliğimizden kimliğimize kadar her şeyimiz ‘dumura’ oldu.

Yaşadıklarımız da bunun acı bir sonucu değil mi, aslında?

Bizler kendi iç dünyamızın kabuğunu kıramadığımız için, çevremizde nelerin olup bittiğinin de farkına varamıyoruz..

Ülkenin yurttaşı olmayı, sadece vergi ödemek, askerlik görevini yapmak, 4 yılda bir seçim sandığına gitmekle özdeş gördüğümüz için olacak ki, yapılan yanlışlıkları, uygulamaları bir film gibi izlemeyi yeğliyoruz.

Çuvaldızları başkalarına batırırken, bir kez olsun iğneyi kendimize batırmayı düşünmediğimiz gibi aklımıza da getirmiyoruz.

Hal böyle olunca da; yurttaşlığımız hep kadük kalıyor.

Genelde büyük bir çoğunluğumuz; günübirlik yaşadığı için olacak ki, küçük işlerden medet ummayı bir marifet gibi savunmayı/ bahaneler üretmeyi yeğliyoruz.

Nazım Ustanın da şiirinde dediği gibi; aslında hepimiz birer Akrep gibiyiz.

Kendimizden güçlü gördüklerimiz karşısında korkuyor, tırsıyor ve kabuğumuza çekilip yaşamayı yurttaşlık sanıyoruz.

Sonra da çıkıp, bu ülkeye demokrasi niye gelmiyor gibi söylenip durmuyor muyuz?

Yurttaşlık denilince, aklıma hep 1945’li yıllarda yaşandığı anlatılan bir olay gelir.

1945’lerde Hitler Faşizminin terör estirdiği yıllar..

Hani genelde o yıllara ait bilinen bir hikaye vardır, bilirsiniz..

Hemen aklıma o hikaye gelir.

1940’larda Hitler Faşizminin terör estirdiği Nazi Kampları’nda yaşandığı anlatılan..

Dilden dile anlatıla anlatıla bugünlere kadar gelen o hikaye...

Hatırlatalım:

 “Önce komünistleri götürdüler, sesimizi çıkarmadık..

Sonra demokratları, sosyaldemokratları götürdüler..

Sonra da sıra bize geldi..

İşte o zaman ise tepki gösterecek hiç kimse kalmamıştı”

...

Nazi Kampları’nda komünistlerin, sosyalistlerin, liberallerin öldürülmesine seyirci kalan, sıra kendisine geldiğinde de tepki gösterecek kimsenin kalmadığını gördüğünde, iş işten geçtiğini anlayanların takındığı tavır gibi, hep kendi çıkarımızı gözettik.

Ve bugünlerde de o vurdumduymazlığımızın, o adam sendeciliğimizin acı faturasını ödemiyor muyuz?.

Hem de gecikme zammı ve katma değer vergisiyle birlikte.

Ve tüm bunlara rağmen, bizler yine sıcacık koltuklarımıza kurulacak, elimizdeki demli çaylarımızı yudumlarken, “NE OLACAK BU MEMLEKETİN HALİ?” diye hayıflanmayı sürdüreceğiz.

Sonra?

Sonrası da belli.

Yine birileri, ülke üzerinde korku terörleri estirmeyi sürdürecek..

Yine birileri, “milli irade”den aldığı güçle, ülkenin kurumlarını hallaç pamuğu gibi atmayı sürdürecek..

Demokrasi, basın özgürlüğü, yurttaşlık, insanca yaşam gibi evrensel değerler, birilerinin iki dudağı arasından çıkacak sözlerle tukaka ilan edilecek..

En acı yanı da; en doğal yaşam hakkımızdan bile endişe eder hale geleceğimiz günlerin çok yakınımızda olmasıdır.

Gidişat biraz oraya doğru gittiğimizi gösteriyor.

bizi korku ve endişe günleri bekleyecek..

En temel haklarımız bile birilerinin iki dudağı arasından çıkacak sözcükle rahatlıkla askıya alınacak..

Demem odur ki; bizleri hiç iyi günler beklemiyor..

Belki de 12 Eylül’ün apoletli generallerinin o “NETEKİM” günlerini, mumla arayacağız..

Ne dersiniz, yanılıyor muyuz?

***

KORKUNUN GÖLGESİ BİR KARABASAN GİBİ..

Bu arada; Laik Türkiye Cumhuriyeti, kıyısından köşesinden yıpratılmaya çalışılmış..

Atatürk İlke ve Devrimlerine saldırılar artmış..

O’nun kurduğu kurumlar ya kaldırılmış, ya da içi boşaltılmış,,

Neredeyse adından bile söz etmek yasak hale gelmiş..

Korkunun gölgesi, bir karabasan gibi üzerimize çöktüğü için ne tepki gösterecek bir gücümüz, ne de bir medeni cesaretimiz kalmıştır.

Hatta mecalimiz bile kalmamıştır..

Adeta bugün o noktalara gelmiş gibiyiz.

Ne dersiniz, fırsatı kaçırdık mı?

Bana göre kaçırmış değiliz.

Geç kalmış da olsak, daha fazla korkunç felaketlerin kapımızı çalmasını beklemeden, bir yerlerden başlayabiliriz diye düşünüyorum.

Bizleri yıllardır sağ-sol, Alevi-Sünni, Kürt-Türk diye bölerek, bunu kendi emelleri için kullananlara karşı böyle durabiliriz.

Onun için de ilk önce; demokrasimize sahip çıkmamız gerekiyor.

Çünkü demokrasilerine sahip çıkamayan toplumlar ise sürekli, böylesi felaketleri kapılarında görmekten bir türlü kurtulamazlar.

Ve bu görüldüğü gibi, bu tür felaketler kapımızı bir çalmaya başlarsa, gerisi de gelir.

O zaman ortada ne Laik Cumhuriyet kalır, ne Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla birlikte yaşadığımız, ‘üniter devlet’, ne de bizleri birbirine bağlayan kültürel bağlar kalır.

O zaman; kimimiz devrimci, kimimiz milliyetçi, kimimiz de ‘namazında niyazında Müslüman’ olsak ne yazar?

Bugün yaşadıklarımız da aslında çok benzemiyor mu?

Oysa iş işten geçmeden; her şeyden önce bu ülkenin birer yurttaşı olduğumuzun bilincine varmak için geç olmasa gerek..

Ah bir bu ülkenin bir yurttaşı olduğumuzun farkına varabilsek!

Bakın, işte o zaman; demokrasimiz kurum ve kuralları işlediğine tanık olacağız.

Ama bir türlü başaramıyoruz, nedense..

Ne dersiniz, yanılıyor muyuz?



713 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DEĞİŞİME DİRENEN(LER) HEP KAYBEDER! - 13/06/2017
Sizce değişim nedir? Değişim denilince, aklınıza bulunduğunuz durumdan farklı bir konuma yönelmek mi , yoksa başka bir deyimle 360 derece değişmek mi gelir.
TÜRKİYE'DE AYDIN OLMAK ve UĞUR MUMCU - 22/01/2017
Türkiye’de aydın olmak, hele de yazar olmak.. Daha doğrusu düşünüyor olmak çok zor ve tehlikelidir.. Hele de son günlerde nasıl zor olduğu daha net görüldü..
‘NESLİ TÜKENMİŞ KELAYNAK KUŞLARI’ GİBİYİZ! - 08/01/2017
Hasbelkader yerel ölçekte yazmaya çalışan bizim gibi yazar taifesi (onca yazarın çizerin bol olduğu bir kentte bizi de yazar takımına dahil ederlerse) olarak, doluya boşa yazarız.
YİNE FACİA..YİNE ACI VE GÖZYAŞI! - 01/12/2016
Hani bizim camiada yazı karalayanlar arasında bir genel anlayış vardır:
‘SÜTTEN ÇIKMIŞ AK KAŞIK’ DEĞİLİZ, HİÇ BİRİMİZ! - 17/11/2016
Sizce, insan kendi kendini aldatabilir mi? Zaman zaman kendi iç dünyamda bir yolculuğa çıkar, adeta kendimi bir savcı titizliğiyle sorgulamaya, yargılamaya çalışır ve kendime hep bu soruyu sorarım.
HAYATIMIZ OLDU TELE-VOLE! - 16/11/2016
Son yıllarda özellikle de özel televizyonların hayatımıza girmesiyle birlikte adeta ‘televole toplumu’ olduğumuz gerçeğini görmezden gelemeyiz.
SAHİ, HAYATIN RENGİ VAR MIDIR? - 15/11/2016
Neyse konuyu iyice dağıtmadan, saadete yani asıl konumuza gelelim. Biliyorum, havaların hayli soğuyacağı ve giderek de çekilmez bir hal alan şu günlerde böyle sıkıcı konular da çekilmez ya!..
36 YILDÖNÜMÜNDE BİR '12 EYLÜL' ANISI... - 12/09/2016
36 YILDÖNÜMÜNDE BİR 12 EYLÜL ANISI... Bugün 12 Eylül.. Binlerce yurdum insanının zindanlara doldurulduğu, onlarca hatta yüzlerce insanımızın işkencelerle öldürüldüğü, henüz 17 yaşında olan Erdal Eren’in yaşı büyütülerek darağacına çekildiği,...
ORTADOĞU'DA KUYUYA TAŞI KİM ATMIŞTI? - 10/07/2016
Son günlerde sınır komşumuz, (hoş, iktidarın dış politikası sonucu ortada komşumuz diyebileceğimiz bir ülkede kalmadı ya) Suriye ve Irak’taki sıcak gelişmeler nedeniyle hızla büyük bir karamsarlık dehlizine doğru sürüklendik/sürükleniyoruz.
 Devamı

İÇİŞLERİ BAKANLIĞI