BİR KİTAP
YAZI ÜRETİM A.Ş.

Gülden AYDINER

Gülden AYDINER
bsgmedya@hotmail.com
ORHAN VELİ'NİN SÜLEYMAN EFENDİSİ GİBİYİZ!!
20/11/2016

HİÇ BİR ŞEYDEN ÇEKMEDİ DÜNYADA..

NASIRDAN ÇEKTİĞİ KADAR!

 

TÜRKİYE, tıpkı Garip Akım’ın öncülerinden Şair Orhan Veli’nin şiirinde dile getirdiği Süleyman Efendi gibi.. çileli ve muzdarip!

***

Sanırım, Garip Akımı’nın önde isimlerinden Şair Orhan Veli’yi bilmeyen yoktur.

Hele de birazcık, edebiyat ile haşır neşir olanlar,  Orhan Veli ‘nin çok meşhur, ‘Kitabe-i Seng-i Mezar’ adlı şiirini de severek okumuşlardır.

 

Şairin o çok ünlü şiirini anımsayanlar, “ Süleyman Efendi “ ismini de mutlaka hatırlarlar.

 

Ne zaman, Orhan Veli’nin o meşhur şiirini okusam, hemen gözlerimin önüne Türkiye’nin içinde bulunduğu durum gelir..

Aslında bizler de ondan pek farklı değiliz!

 

O, dünyada nasırlarından çektiği kadar, hiçbir şeyden çekmedi, bizler ise hala yanlış politikalardan çekmeye devam ediyoruz..

Hem de katmerlisinden!

 

***

Şair Orhan Veli’nin o şiirini yazarken, anlattıklarının yıllar sonra Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu da çağrıştıracağını aklına getirip getirmediğini bilemiyorum, bizlerin yıllardır hep yanlış politikalardan çektiğimizi düşünüyorum.

Sizce de öyle değil mi?

***

Neyse yeri gelmişken,
Orhan Veli’nin ‘Süleyman Efendi’nin yaşadığı acıları/çileleri anlattığı ‘KİTABE-İ SENG-İ MEZAR’ adlı o meşhur şiirinden bir bölüm aktaralım:

 

I

Hiç bir şeyden çekmedi dünyada..

 

Nasırdan çektiği kadar!

Hatta çirkin yaratıldığından bile.

O kadar müteessir değildi;

Kundurası vurmadığı zamanlarda..

Anmazdı ama Allah´ın adını,

Günahkâr da sayılmazdı.

Yazık oldu Süleyman Efendi’ye..

***

 

II

Mesele falan değildi öyle,

 

To be or not to be kendisi için;

Bir akşam uyudu;

Uyanmayıverdi.

Aldılar, götürdüler.

Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.

Duyarlarsa olduğunu alacaklılar

Haklarını helal ederler elbet.

Alacağına gelince...

Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.’ diye devam eder..

***

 

Orhan Veli, ne güzel anlatmış,  Süleyman Efendi’nin yaşadıklarını..

Aslında biliyor musunuz, Süleyman Efendi ile kader ortağıyız.!

***

O, nasırlarından çekmiş,  bizler ise (Türkiye) yanlış politikalardan çekiyoruz, hâlâ da çekmekteyiz.

Şöyle ki; bölgesinin en güçlü ve en büyük ülkesiyiz diye övünmemiz eksik olmuyor, ama tablo hiç de öyle görünmüyor.!

 

O gün Süleyman Efendi nasırlarından çekiyordu,

Bugün ise bizler, yani halkın büyük bir çoğunluğu hayatın o kahredici ve o ağır şartları altında neler çekiyor, neler!

 

Ve çektikleri bunlarla da kalmıyor..

-Esnafı, siftahsız kapattığı kepengine kilit vuruyor,

-Gelir dağılımındaki adaletsizlik almış başını gidiyor,

-Eğitim ve sağlıktaki sorunlar bitmek bilmiyor,

-İşsizlik, yardımlarla yaşamak zorunda bırakılan milyonlar,

-Maden ocaklarında pisi pisine ölümler,

-İş kazaları,/cinayetleri,

-Gazetelerin 3. sayfalarını dolduran yurdum insanın çaresizlikleri,

-Üç otuz paraya 12-14 saat çalışmak zorunda kalan milyonların çektikleri gündeme bile gelmiyor/gelemiyor..

***

Tüm bunlar ayan-beyan ortadayken; ceylan derisi koltuklarına kurulmuş yöneticilerimiz ise; ‘eften püften konular’ ile toplumu oyalamaya çalışmaktadırlar..

Bunlar yetmiyormuş gibi, üstüne üstlük bir de, sabah-akşam;

‘BİR VARMIŞ, BİR YOKMUŞ!.

EVVEL ZAMAN İÇİNDE,/

KALBUR SAMAN İÇİNDE..’ diye sürüp giden, o bildik masalları (!) anlatarak, bizleri uyutmaya çalışıyorlar..

Tek dertleriyse; koltuklarında birkaç gün daha fazla kalabilmek!

Gerisi, tamamen hikâye!

Bizlere de o hikâyeleri dinlemek kalıyor!

Bakalım, daha ne zamana dinleyeceğiz,

Daha ne zamana kadar o bayatlamış hikâyelerle kafamızın allak bullak edilmesine göz yumacağız!

Bilemiyorum/ Bilemiyoruz/

Aslında hiç de dert bile istemiyoruz!

***

Neyse yine gelelim;

Orhan Veli’nin, o şiirindeki çilekâr ve  garip Süleyman Efendisi’ne..

Nasırlardan muzdarip Süleyman Efendisi’ne:

‘Bir akşam uyudu;

Uyanmayıverdi.

Aldılar, götürdüler.

Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü’

***

Ve anlayacağınız  aslında o kurtuldu, çektiği onca çileden ve nasırlardan..

Ya bizler?

Nasıl kurtulacağız?

Yıllarca ensemizde boza pişirenlerden..

Bizlere yaşamı zindan edenlerden.!

İşte,  sorun da burada!

Ah bir kez olsun;  ‘YETER ARTIK’ diye gürleyebilsek!

Her şey değişecek, değişecek de, ‘Kabahatin küçüğü de büyüğü de bizde’!

Şairin de dediği gibi;

Gerisi bir hikâye!

***

***

Ah, Süleyman Efendi ah!

Bir de bizim çektiklerimizi görseydi;  belki de hiç dert yanmazdı, o nasırlarından!



BİR ŞİİR***

KADINLARIMIZ

 

Ayın altında kağnılar gidiyordu. 

Kağnılar gidiyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru. 

Toprak öyle bitip tükenmez.  

dağlar öyle uzakta, 

sanki gidenler hiçbir zaman 

           hiç bir menzile erişmeyecekti. 

Kağnılar yürüyordu yekpare meşeden tekerlekleriyle. 

ve onlar 

        ayın altında dönen ilk tekerlekti. 

Ayın altında öküzler 

başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi 

                ufacık, kısacıktılar 

ve pırıltılar vardı hasta, kırık boynuzlarında 

ve ayakları altında akan  

      toprak 

          toprak 

               ve 

                 topraktı 

 

Gece aydınlık ve sıcak 

ve kağnılarda tahta yataklarında  

koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı. 

ve kadınlar  

birbirlerinden gizleyerek  

bakıyorlardı ayın altında 

geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine. 

 

 

Ve kadınlar 

bizim kadınlarımız: 

korkunç ve mübarek elleri, 

             ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle 

                    anamız, avradımız, yarimiz 

 

ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen 

ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen  

ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız 

ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki 

ve karasabana koşulan 

ve ağıllarda 

ışıltısında yere saplı bıçakların 

oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan 

               kadınlar 

                            bizim kadınlarımız 

şimdi ayın altında  

kağnıların ve hartuçların peşinde 

harman yerine kehribar başaklı sap çeker gibi 

aynı yürek ferahlığı,  

aynı yorgun alışkanlık içindeydiler. 

Ve on beşlik şarapnelin çeliğinde 

            ince boyunlu çocuklar oynuyordu. 

Ve ayın altında kağnılar 

       yürüyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru… 

 

                                                    NAZIM HİKMET



Paylaş | | Yorum Yaz
964 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÇOCUK NE YAŞIYORSA ONU ÖĞRENİR - 13/04/2016
Eğer, bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse; Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir.
BERKİN VE ANNESİ.. - 13/03/2016
Herkesin çocuğu dünyasıdır. Varı yoğu, zenginliği, geleceği, sağlığı, mutluluğu harcamak o kadar kolay olmasa gerek bir çocuk görünce kimin olursa olsun, hangi mezhep, hangi ırk, zengin-fakir fark eder mi?
SADECE BİR KADIN ADI MIDIR ‘HAYAT’? - 31/01/2016
Okullarda eğitimin sürdüğü günlerde bir komşumun liseye giden çocuğu bize geldiBenden “Hayat bana öğretti ki” başlığı altında beş temel konuda, ‘(iş, arkadaşlık, çocuk, aşk, ince çizgiler) “duygu beyanı” istedi ve genci kıramadım.Kendimce bir şeyler
BSGMEDYA

'Basın Milletin
 Müşterek Sesidir'

M.K. ATATÜRK