• https://www.facebook.com/bsgmedya@hotmail.com
  • https://www.twitter.com/bsgmedya@hotmail.com
BSGMEDYA VİDEO

SER-KA ORGANİZASYON

ULUSAL GAZETELER
NÖBETÇİ ECZANELER
BİR KİTAP

Gülden AYDINER
bsgmedya@hotmail.com
SADECE BİR KADIN ADI MIDIR ‘HAYAT’?
31/01/2016

Okullarda eğitimin sürdüğü günlerde bir komşumun liseye giden çocuğu bize geldi. Benden “Hayat bana öğretti ki” başlığı altında beş temel konuda, ‘(iş, arkadaşlık, çocuk, aşk, ince çizgiler) “duygu beyanı” istedi ve genci kıramadım.Kendimce bir şeyler yazmaya çalıştım.

Doğrusu yazdıklarımın bir ders konusu olarak dosyalar arasında kalmasını istemediğim için de çalışma dosyama yerleştirdim. Belki bir gün gelir okurlarımla paylaşabilirim diye.

İşte bugün, bu duygu beyanlarını siz değerli okurlarımla paylaşmak istiyorum:

***

İŞ:

Bir yerlerde okumuş olabilirim ya da beynimin kıvrımlarında sürekli dolaştığı için hiç aklımdan çıkmıyor olabilir! “Ben, işe değil, hayatıma gidiyorum” diye.

“İş”ime ilişkin duygularım, yani şu anda haşır neşir olduğum; yazmak, çizmek, anlatmak ve hayatımı da geçirdiğim şeylere ilişkin ilk söyleyeceğim bu galiba.

Kendimi “evrenin talihli insanlarından biri” gibi hissediyorum!.

Bir “anlatıcı”, yani, yıllar geçirmiş ve yaşama artı bir değer bırakmış, muhteşem bir serüven katetmiş kimliklerin hikayelerini özel bir dil ve özgürlükle kaydetmek ve tüm bu emek boyunca da “en az bir deniz kıyısında oturup gün batımı izlemek” kadar keyif aldığım bir işi yapan biri olarak tabii ki işe değil hayata gitmiş olabiliyorum.

Bir yandan da “tiksindirici bir yozlaşma”yla gelip geçen şu son yıllara dair de bir çift laf etme imkanı galiba. Ve de “dostlar sofrası”nda yarenlik etme, dertleşme.

Ve bu “dost ortamları”nı kayda alırken bir de üstüne üstlük, hayatını da karşılıyorsun; yani şu fani dünyada ayakta kalmak, yemek içmek, giyinmek, kısacası, yaşlanmak için de bir bedel ödeniyor sana. Sıkıntıları, acıları bir yana “güzel ve keyifli şeyler” de bir yandan.

Ama görüyorum ki insanoğlu hele hele bu yurt topraklarında yaşayan milyonlar “iş”e dair mutsuzluklar yaşıyor!

“Düşünün ki ‘Ekmek aslanın ağzında’ sözü, bu topraklarda sıkça edilebiliyor.

İşin zehir olduğu bir dünyadan söz ediliyor.

Özetle, “iş” yana hayat bana öğretti ki(!) kendini bağımlı hissetmediğindir iş!

Hayata bir şey bırakmaktır!

Şarkı sözündeki gibi başkası değil kendin olmaktır!

Hayat bana öğretti ki; işinde ve işyerinde onurlu olacaksın, kişiliğinden taviz vermeyeceksin!

***

ARKADAŞLIKLAR:

Tüketenin ve tüketilenin (!) zirvede olduğu günümüzde tabii ki arkadaşlıklar da tüketildi galiba. Bir karşılaşmamızda sizden iyi olmasın bir arkadaş anlatmıştı. “Artık arkadaş arkadaşa borç verirken bankacılık yapıyor!” diye.

Gülmeyin! Pek güzel bir örnek sahiden.

Günümüzde bir arkadaş (!) sıkışan bir arkadaşına, evet, borç veriyor ama bankacılık sistemine göre ve hiç sektirmeden faiz de alıyor artık.

Ve ben ki arkadaş kalabalıklarını seven biri olarak tabii ki çok acı çekiyorum.

Kimileri der ki; bir insanın yaşamda en fazla iki ya da üç arkadaşı olur zaten!

Ben hiç buna inanmamış ve çocukluk, ergenlik ve ilk gençlik yıllarımda kalabalığı bulmuştum hep. Ama ahhh şu son yıllar var ya şu on yıllar (!)

O arkadaş da haklıymış!

“Bir insanın en fazla iki ya da üç arkadaşı olur” sözünü eden atalar da!

Kısacası hayat bana öğretti ki, “Sen artık arkadaşa gitme; karşılıklı olarak ‘arkadaşlık”ta buluş!

***

ÇOCUK :

Geçenlerde bir yerlerde söyledim!

Şimdilerde biri kız iki çocuğu olan biri olarak, demiştim ki “sıkı ve iyi bir baba olamadım galiba!”

Evet, şimdi onlar benim çok iyi iki arkadaşım.

Evet, onlara, o bebeliklerinden bu yana yeterli sevgi verememişim.

Yine de hayatımda onlar var diye çok mutluyum!

Ama hayat ve “bu yaşa gelmek” bana öğretti ki 30’lu yaşlarda evlenmek (yani çocuk sahibi olma, onunla yaşlanma erdeminin kavranılmadığı bir dönemde) kalbine hançer saplamak gibi bir şey.

Hayat, bana öğretti ki “çocuğu” daha “çocuk” yaşlarından itibaren “çocuk” kalana değin, bir evden uğurlamalı, aynı evde karşılamalısın.

***

AŞK :

Hayatın insana ve bana öğrettiği en karmaşık şey aşk olsa gerek!

Ben, aşka dair, aşklarım ve aşkıma dair ne söyleyebilirim?

Ben değil, Aşık Veysel söylemiş zaten fi tarihinde.

Biri birine kavuşamaz, bunun adı aşktır efendiler! diye.

Aşk olsun yani!

Tam açık olmadı biliyorum yani ama ne yapayım ki aşk, çocuk zamanlarımın siyah beyaz filmlerindeki gibi hiç değil artık ya da Kerime Nadirli, Barbara Cartland”lı pembe romanların satırlarındakine hiç benzemiyor hem de hiç mi hiç!.

Şimdi, hayat bana öğretti ki.

Sıkı dostluğu ve yüce arkadaşlığı, büyük dayanışmayı, müthiş beyin fırtınalarını, muhteşem tensel zamanları paylaştığın ama “özgür” olabildiğin şeydir aşk.

Pencere önü beklemeler, bağımlı hale gelmeler, bağımsız hale sokmalar değil!

Yani aşk, karşındaki kadın ya da erkekle, ondan gayrı değil, onunla birlikte olduğun “özgür” zamanlardır!

***

İNCE ÇİZGİLER:

Hayatta en hakiki mürşit (!) ilim ve bilimse ne yapmak gerek bilemiyorum ki.

Bilime dayalı bir biçimde yaşayıp gideceksin bu dünyada. Ama tabii ki yaşlanacaksın, saçına aklar, yüzüne ince çizgiler de dolacak, saçların dökülecek. 50’ına basamak dayamış bir adamın 20 yaşında görünmek için uğraştığı umutsuz çaba, tanrım, ne kadar da itici.

Tekrar ediyorum, sağlıklı ve dinç kalmayı da seviyorum ama yaşlanmayı da!

Şairin dediği gibi; Yaşadıklarımdan öğrendiğim şeyler var çünkü!!!

 



494 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ORHAN VELİ'NİN SÜLEYMAN EFENDİSİ GİBİYİZ!! - 20/11/2016
TÜRKİYE, tıpkı Garip Akım’ın öncülerinden Şair Orhan Veli’nin şiirinde dile getirdiği Süleyman Efendi gibi.. çileli ve muzdarip!
ÇOCUK NE YAŞIYORSA ONU ÖĞRENİR - 13/04/2016
Eğer, bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse; Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir.
BERKİN VE ANNESİ.. - 13/03/2016
Herkesin çocuğu dünyasıdır. Varı yoğu, zenginliği, geleceği, sağlığı, mutluluğu harcamak o kadar kolay olmasa gerek bir çocuk görünce kimin olursa olsun, hangi mezhep, hangi ırk, zengin-fakir fark eder mi?